nagelfar – virus west (2001)

another superb album from the german ván records community. virus west is nagelfar’s second and (sadly) the last full-length album. with zingultus (endstille) on vocals, zorn (ego noir) on guitars and bass and (nobody less than) alexander von meilenwald (the ruins of beverast) on drums, keyboards and bass, virus west sounds nothing like a three men work – an hour long black metal feast that reminds epic battle scenes, darkness and cold, executed in superior german engineering, with the perfect balance of variation and repetition. the drums are thunderous, furious and heavy, the guitars are crispy and you have the atmosphere supported by the orchestration, and shrieking in german. now, german is an amazing language that suits the music perfectly. anyone who claims otherwise clearly has a different opinion, which is fine by the way. just listen to mahler’s “das lied von der erde” or einstürzende neubauten’s “fiat lux”. as with any other genre of music (or just simple conversation) german fits black metal in glorious fashion. out of the 6 10 minutes or so long songs and a small interlude, the headbanging second track “sturm der katharsis” is my favourite.

alman ván records camiasından şahane bir albüm daha. virus west nagelfar’ın ikinci ve (maalesef) son albümü. vokalde zingultus (endstille), gitar ve basta zorn (ego noir) ve davul, keyboard ve basta yüce insan alexander von meilenwald’ın yer aldığı albüm hiç 3 kişinin elinden çıkmış gibi değil. albüm üstün alman mühendisliğiyle üretilmiş bir saatlik bir black metal ziyafeti. insanda savaşa gidiş, karanlık ve soğuk gibi duygular uyandırıyor. varyasyonlar ve tekrarlar tam dozunda ve dengeli. davullar gök gürültülü, sert ve öfkeli, gitar tonu cızır cızır ve orkestrasyon destekli atmosfer ile almanca çığlıklar formülü tamamlıyor. yeri gelmişken, almanca müziğe muazzam uyum sağlayan bir dil. aksi yönde düşünenin de kendi düşüncesi tabi. mahler’in “das lied von der erde” veya einstürzende neubauten’ın “fiat lux” örneklerine bakmak yeterli. diğer müzik türlerinde (veya günlük konuşmada) olduğu gibi, almanca black metal’e de destansı biçimde uyum sağlıyor. 6 adet 10 dakika civarında şarkı ile bir kısa interlude içinden kafa sallama şarkısı “sturm der katharsis” mutlak favorim.

bestia arcana – to anabainon ek tes abyssu (2011)

this is black metal in all its beauty and glory. an amazing sole album from and obscure american band. the album contains 5 motions of occult majesty and confusion. the first song opens thunderously and at first the listener has hard time hearing the vocals. then you realise you really don’t have to. this also invites the listener deeper into the music. and as deep as you go, bestia arcana serves delightfully. the fury continues at the second track and after two fantastic black metal songs with a gloomy atmosphere and variation, weird stuff happens. the third song is a black metal sermon. there is no easy way to explain the feel (and goosebumps) it gives. the ritual continues at the doomy fourth song, my favourite, which starts ever so painfully slowly and barely reaches mid-tempo then gives way to the 10-minute long closing track, which includes one of the most haunting orchestrations i have had the pleasure of listening to in a black metal recording, which recurs throughout the song. maybe emperor or morgul. after the nightmarish ritual ends one can’t help but wonder just what the fuck that was. 

en görkemli ve güzel haliyle black metal. bilinmeyen bir abd’li grubun tek ve muazzam albümü, beş parçalık bir okült, ihtişam ve karmaşa hali. ilk şarkı gök gürültüsüyle başlıyor ve başta vokalleri duymak için çaba sarf etmek gerek. fakat aslında gerek de yok. bu durum dinleyicinin müziğe daha derin biçimde girmesini sağlıyor. daha da derine indikçe, bestia arcana tüm güzelliğini sunuyor. öfke ikinci şarkıda da devam ediyor ve karanlık atmosferli ve varyasyonlu iki harika black metal şarkısından sonra olaylar garipleşmeye başlıyor. üçüncü şarkı bir black metal hutbesi. verdiği tüyler ürpertici duyguyu tarif etmenin kolay bir yolu yok. ayin benim favorim olan, aşırı ağır başlayıp sonuna doğru orta tempoya ancak varan doom’umsu dördüncü şarkıda da devam ediyor. 10 dakikalık kapanış parçası ise bir black metal eserinde dinleme şerefine nadiren eriştiğim derecede insana musallat olan ve şarkı boyunca tekrar eden bir orkestra geçişi içeriyor. bir miktar emperor ve morgul. kabus ve ayin havasındaki albüm bittiğinde insan namk? demekten kendini alamıyor.

dodecahedron – dodecahedron (2012)

such a bold step towards musical majesty. and this is the debut (and thus far the only) album of the dutch band. now, it is outright easy and even lazy to compare every avant-garde black metal act to the colossal deathspell omega. however, dodecahedron do not aim at creating that nightmarish atmosphere and cohesion. and they don’t have to. what we have here is pure creativity, pure chaos, musical majesty and an effort to push the boundaries. instead, the album reminded me much more of king crimson or the mars volta. in a black metal way, of course. the jazz influence is obvious, the bizarre passages and lengthy experimentations are there, alongside that black metal feel we all love, in a crisp-clean production. it is difficult to speak of an overall musical concept for the album, at least at the first couple of listens. one would rather keep an open mind and appreciate the interwoven moments of musical awesomeness. i sure hope to listen to their next work in the near future. the closing title rocks. 

müzikal muhteşemliğe yönelik atılmış cesurca bir adım. özellikle bunun grubun ilk (ve bugüne kadar tek) albümü olduğunu göz önünde bulundurmak gerek. her avant-garde black metal çalışmasını allame-i cihan deathspell omega’ya benzetmek kolay ve tembelce bir iş olur. ne var ki, dodecahedron bu kabus benzeri atmosferi ve bütünlüğü amaçlamıyor. zorunda da değiller zaten. bunun yerine, elimizde saf yaratıcılık, karmaşa, müzikal muhteşemlik ve sınırları yıkma çabası var. aslında albüm bana daha çok king crimson veya the mars volta’yı çağrıştırdı. tabi black metal hali. jazz etkisi belirgin, tuhaf ve uzun deneysel geçişler mevcut ve bunun yanında hepimizin sevdiği o black metal hissi , son derece temiz bir kayıtla bizlere sunulmuş. genel bir müzikal konseptten, özellikle ilk dinlemelerde bahsetmek pek mümkün değil. açık görüşlü olup birbirinin içine geçmiş şahane anların tadını çıkarmak gerek. yakın gelecekte yeni albümlerini dinlemeyi gerçekten umuyorum. kapanış şarkısı dinleyenin ağzına vuruyor.

aosoth – iv: an arrow in heart (2013)

yet another beautiful thing coming out of france, solidifying the fact that the french make some of the best dark and insane extreme metal around. presenting their fourth full-length album (hence the name), aosoth includes the vicious madman mkm from another french black metal act antaeus, but unlike them who like to attack the listener with an incessant stream of blast beats, chaos and confusion, aosoth opt for a more minimalised approach and  a varying, but generally mid-paced tempo. and loads and loads of double-cross drumming, combined with heavily low-tuned and resonant guitar sound, creating a dark, hypnotic and strong atmosphere. aosoth also like to take their time and work the passages out, allowing the listener to immerse in the feeling and enjoy the anguish. their mastery in atmosphere is also reflected in delicious repetitions that would put lots of doom bands to shame. the concept is thoroughly sinister / satanic, as expected. the 16-minute epic closing song is an instant classic, however the fourth track “under the nails and fingertips” that open so slowly, progressing in time and closing abruptly at an insane rpm is my favourite. an amazing album overall. 

fransa’dan gelen bir güzellik daha. fransızların çok güzel karanlık ve akıl hastası metal yaptığından bahsetmiştim. aosoth’un (adından da anlaşıldığı üzere) dördüncü albümü bu kanıyı daha da destekledi. vokalde bir diğer fransız black metal grubu antaeus’tan tanıdığımız akıl hastası mkm’nin yer alıyor. fakat dinleyiciyi duraksız blast beat’ler, ve kaosla döven antaeus’tan farklı olarak, aosoth daha minimal bir yaklaşımı ve değişken ama genelde orta tempoyu benimsiyor. bol miktarda çift kros, bas tonlu ve rezonanslı gitar sesiyle birlikte “kütür kütür” bir ses, karanlık, hipnotik ve kuvvetli bir atmosfer yaratıyor. aosoth ayrıca tadına doyalım diye melodiler ve geçişler için yeterli süre ayırıyor, bu sayede yaratmak istediği duygu durumu ve atmosferi iliklerimize kadar hissediyoruz. atmosfer yaratmadaki becerileri uzun tekrarlarda da kendini gösteriyor ki pek çok doom grubunu utandıracak seviyede. albümün konsepti beklendiği gibi şeytani. 16 dakikalık efsane kapanış parçası anında klasik olmakla beraber, ağır başlayıp gelişen, inanılmaz bir rpm’de aniden biten dördüncü şarkı favorim. muhteşem bir albüm.

barshasketh – ophidian henosis (2015)

not all black metal comes from norway or poland or a generally black metal inspiring place. barshasketh hails from new zealand. and what they do is good old black metal. ophidian henosis is their third full-length album and contains seven grim tracks of despair. the music reminds so much of early enthroned, or similar late 90’s melodic black metal bands. however, the new zealander quartet do not assault the listener with never ending blast beats but include lengthy, slower passages as breathers. the vocals require a little getting used to and the drumming sways from typical black metal (as one would expect from this) occasionally, but this is an overall good new old style black metal, with lots of exciting variations. the fourth track stands out. 

bütün black metal norveç veya polonya’dan, veya insana black metal hissi veren bir yerden çıkacak değil. barshasketh yeni zelandalı ve yaptıkları bildiğimiz ve sevdiğimiz black metal. ophidian henosis üçüncü stüdyo albümleri ve içinde yedi adet karanlık ve umutsuz şarkı içeriyor. müzik bana epey erken dönem enthroned gibi 90’lar sonu melodik black metal gruplarını hatırlattı. ne var ki, barshasketh dinleyiciye aralıksız blast beat’lerle saldırmak yerine, uzunca yavaş geçişler sunuyor. vokallere alışmak biraz zaman alabilir, davullar da bazen tipik black metal’den uzaklaşabiliyor, fakat albüm genel olarak bol miktarda ilgi çekici varyasyon içeren, eski usul black metal’in yeni bir yorumu. dördüncü şarkı albümde öne çıkıyor.

urfaust – der freiwillige bettler (2010)

i wanted to keep on enjoying the better-known. there is a dutch duo called urfaust. they do not actually make music as we know it; rather a doom invoking chant, a soundtrack to the end of all hope, joy and life, or simple delirium. der freiwillige bettler (the voluntary beggar) is their last album to date and offers 45 minutes of pain, despair, doom and unconventional black metal majesty. i don’t really know if there are any words (of misspelt german, famous by urfaust), or just shrieks of a deranged person (checked, there are lyrics). the album takes a turn to a weird, after-life atmosphere towards the end and the closing title der zauberer is the song i had picked for the black metal classics list. 

bugün daha iyi bilinen albümlerden devam etmek istedim. urfaust diye hollandalı bir grup var. aslında bildiğimiz şekilde müzik yapmıyorlar. yaptıkları daha ziyade kıyameti çağıran ilahiler veya tüm umudun, neşenin ve hayatın bitişinin fon müziği veya sadece hasta bir ruhun hezeyanları. der freiwillige bettler (gönüllü dilenci) grubun bugüne kadar yaptığı son albüm ve bize 45 dakikalık acı, umutsuzluk, kıyam ve alışılmadık bir black metal ihtişamı sunuyor. şarkı sözleri var mı, yoksa delirmiş birinin yakarışları mı tam olarak emin değilim (baktım, sözler varmış). albüm sonlara doğru iyice tuhaf, kabir sonrası bir atmosfere bürünüyor ve kapanış şarkısı der zauberer’i daha önceden black metal classics listesine de seçmiştim.

deathspell omega – paracletus (2010)

after rather obscure and newcoming black metal bands, i opted for a cult today. the last album of french gentlemen (to this date) paracletus showcases the band’s most mature and mesmerising moments. it is as complex, hard-to-listen, chaotic and masterfully crafted as ever, but deathspell omega’s mastery is their success in integrating all the progressive and avant-garde elements into the black metal structure seamlessly. all those odd time signatures, chaotic (but orderly) passages, bizarre repetitions and reprises  and such shenanigans never distract you from the overall gloomy and hopeless athmosphere that is deathspell omega. of all the tracks, the anguish-filled closing song apokatastasis panton is my favourite. the french make some of the nicest and most insane black metal. take antaeus, arkhon infaustus or the musical devilry we know as blut aus nord. thank you france. the wine may be overpriced, though. 

nispeten az bilinen yeni gruplardan sonra bugün bilindik bir şeyler dinlemek istedim. fransız beyefendilerinin (şimdilik) son albümü paracletus, grubun ustalık eseri. alıştığımız ve sevdiğimiz üzere, karmaşık, dinlemesi zor, kaotik  ve ustaca yapılmış. aslında deatspell omega’nın gerçek ustalığı bütün progresif ve avangart unsurları black metal yapısına yerleştirmesinde yatıyor. kullanılan aksak ritm, karmaşık (ama düzenli) geçişler, tuhaf tekrarlar gibi teknik ıvır-zıvır dinleyiciyi kasvetli ve umutsuz deathspell omega atmosferinden uzaklaştırmıyor. şarkılar içinden acı dolu kapanış parçası apokatastasis panton favorim. sanırım fransızlar en güzel ve ruh hastası black metal’i yapıyorlar. antaeus veya arkhon infaustus mesela. veya blut aus nord adıyla bilinen güzellik. şaraplar biraz pahalı olsa da teşekkürler fransa.

outre – ghost chants (2015)

poland is now a prominent black metal country. we all know the “behemoth” behemoth and ever-growing mgła. batushka took me by storm. and then there is the up-and-coming polish black metal acts medico peste and outre. the very promising debut of the latter, ghost chants comprises of seven chants of black metal grandeur, awe and horror. a little unfortunate for the band, they do not have a permanent vocalist. the album showcases “stawrogin”, who put an immense brutal, shrieking and clean vocal performance, has since left the band. the athmosphere created throughout the album is fittingly dark, hypnotic and yes, ritualistic. a few odd moments here and there, but an overall kick ass debut. of the seven chants, i pick the intro. 

p

polonya için artık seçkin bir black metal ülkesi diyebiliriz. herkesin bildiği “dev” grup behemoth, efsane olma yolunda ilerleyen mgła dışında 2015’te habersiz yakalayıp canıma okuyan batushka var. bir de yeni black metal grupları ruh hastası medico peste ve outre. outre’nin epey gelecek vadeden ilk albümü ghost chants, black metal görkemi ve korkusunu içeren 7 ilahiden oluşuyor. grubun düzenli bir vokalisti yok. bu albümde death/black/clean vokallerde şahane iş çıkaran “stawrogin” de gruptan ayrılmış. albüm boyunca yakanızı bırakmayan atmosfer adına yakışır biçimde karanlık, hipnotik ve ayinsel. arada uygunsuz anlar da olsa da genel olarak çok başarılı bir ilk albüm. 7 ilahi içinden giriş şarkısını çok beğendim.